10 Haziran 2014 Salı

Ben Kimim?

Tüm duygularımı yok etmeyi, paramparça etmeyi başardım belki ama hala insanlığın ne demek olduğunu unutamadım, kalemim unutmadı, defterlerim haykırdı: 'Bu sen değilsin, olamazsın.'

Tüm gece boyunca yağmur altında dikilip, kendimi hasta edip, tüm düşüncelerimden kurtulmak istediğimi unutmadım. Oysaki ben hiç hasta olmak istememiştim.

Dün Gibi

Çaldılar bizden,
Geleceğimizi, umutlarımızı,
Çaldılar.
Yerini parayla, yalanlarla,
Doldurmaya çalıştılar.
En acısı da,
Tüm cinayetlere
Haklı bir sebep bulup,
Bizi uyuttular.
Sobadan eli yanmış çocuklar gibi
Tembihlediler bizi;
Dokunma yanarsın.
Nasıl dolduracaklar yerini?
Elini yakmak uğruna,
O sobanın üzerinde pişen,
Taze kestanenin,
Tadına ilk bakan kişi olmanın,
Verdiği huzuru...

Çok Geç Değil

Etrafım gerçeklerle örülü,
Gözlerim kapalı,
Karabasan durumundayım.
Uyku ile uyanıklık arasındaki o durumda.
Savaşıyorum kendimle, korkularımla.
Açamıyorum gözlerimi,
Ama biliyorum çabaladığımı,
Hissediyorum zihnimdeki fırtınaları.
Kurtulmayı istiyorsam eğer,
Gözlerimi açabilmeliyim.
Gördüklerimden korkup kaçmayı bırakıp,
Onları nasıl alt edebileceğimi öğrenmem gerek.
Her beynin bunu yapabilecek
Güce sahip olduğunu biliyorum.
Güç,
Bunun değerini tek bir şey belirler,
Farkındalık.
Sahip olduğumuz gücün,
Farkına varmalıyız,
Artık..

Siyah ve Beyaz

Zevklerin gölgesinde bir ömür. Yeryüzünün bize sunduğu tüm zevkleri tatmaya adanmış bir ömürdü tek dileğim.

Tüm baskılardan, ahlak kurallarından, sorumluluklardan soyutlanmış bir yaşantı... Bu hayattan alabileceğimiz en büyük servetimiz zevklerimiz değil mi? Küçük mutluluklarımızın kalmaz mı aklımızda büyük felaketlerin ardından? Bu hayatı acılar mı yaşanabilir kılıyor yoksa ufacık bile olsa bize ait olan zevkler mi?

Hayatı katı kurallara bağlamak zevklerimize ket vurmanın en basit yoludur. Yasa koyucular siyahı ve beyazı anlatır topluma, toplum yeterince özümsediği zaman bunu, geri dönüş yoktur.
Griye yer bulunmayan bir toplum, bir yasa, bir ahlak kuralları dizisi yerleşir hayatımıza. Ve küçük, kısacık hayatımızın tüm zevklerini alır bizden, Siyah ve Beyaz.

Tüm bunları umursamaktan vazgeçmek için daha uygun bir zaman olur mu? Farkına vardığından daha güzel bir zaman var mı? Yeterince susmadık mı? Sabretmedik mi insan olduğunu zannedenlere? Bizi paraya köpek etmeye çalışanlardan, bize neyin doğru olduğunu söyleyenlerden, gerçek 'beni' ortaya çıkarmaktan alıkoyanlara ne zaman dur diyeceğiz, Dostum?

8 Haziran 2014 Pazar

İnsanoğlu ilk çağlardan bu yana koruyucu bir gücün varlığına ihtiyaç duydular. Tanrı, baba, abi, silah, para...
Peki neden? İnsanların böyle bir güce ihtiyaç duymalarını gerektiren şey ne?

 Ne kadar güçlü olduklarını göstermek için her sabah farklı maskeler takan insanların sahip olduğu en büyük güç bu değil mi? Kendilerinden daha büyük bir koruyucu olabileceğini sanmıyorum onlar için.

Buna ihtiyaç duymalarının sebebi kendilerini güçsüz görmekten, mücadeleden korkmalarından, kendi potansiyellerinin farkında olmamalarından, tembelliklerinden kaynaklanıyor bence. Tekrar yumruk yememek için ölü taklidi yapmak gibi bir şey bu, acizliğin en bayağı örneği. Aşağılıyor muyum bu insanları? Evet, onları kendi içlerinde bir yolculuğa çıkarana kadar.

 İnsanlık tarihinde yenilemeyecek hiçbir düşman görülmedi bugüne kadar. Ya siz dostlarım, neden bu kadar çabuk pes ediyorsunuz? Neden savaşmayı denemeye değer bile görmüyorsunuz? Bu kadar mı yorgunsunuz?

Gerekli olduğunu sandığın her türlü bağımlılığınızdan kurtulun dostlarım, onlar sizin gücünüzün kaynağı değil; zaafiyetinizin temel yapı taşlarıdır.

Zincirlerinizi koparmadığınız sürece kapının ardındakini asla göremeyeceksiniz.


7 Haziran 2014 Cumartesi

Sizin İçin Geliyorum

Sanki yok gibiyim, bir düşten ibaretim sanki.

Bazen kimse görmüyor beni. İnsanlar halime bakıp sevinsinler diye dünyaya gelmişim sanırım, iyilik meleği gibiyim.

Kana susamışlığımın nişanesi olarak parçalıyorum burada hislerimi ve size gününüzü göstermek için yoluma çıkıyorum. Tüm hayallerimle, dışlanmışlığımla, sessizliğimle, kirletilmiş düşlerimle, tertemiz bir zihinle çıkıyorum yoluma. Sizi paramparça etmeye geliyorum, sizin birbirinizin etlerini koparışını görmeye geliyorum, tüm duyguların bir yalandan ibaret olduğunu görmeye geliyorum, bana yüklediğiniz tüm sorumlulukların acısını çıkarmaya geliyorum, size düşlerimi anlatmaya geliyorum, sizi kendi kanınızda boğmaya geliyorum.

Harabe binalarda yetiştirdim zihnimi, pamuklarla değil tozla, toprakla temizledim. Fransız aşçıların elinden değil, sırtlanların ağzından çaldım yemeğimi.

Şimdi beni tepetaklak eden siz, korkmaya başladınız mı? Sizin için geliyorum ve her şeyi bitirmeye, kökünü kazımaya geliyorum. Bekleyin...

İyi Bir Çocuk Olmak İster Misin?

Elinde ıslak mendil ve götünde donuyla koştura koştura tuvalete giden kardeşimi gördüm yine. Bir insan 18 yaşına geldiği halde neden hala tuvalete ıslak mendil ve poşetle girer? Girdiği zaman en az yarım saat çıkmıyordu. Kabul ediyorum koca bir götünün olduğunu ama bu kadar zaman sıçabileceğine inanamıyorum. Bana savaş açmak için dünyaya gönderilmişti sanki pezevenk. Annem ve babam gibi iki insandan daha farklı yaratıklar çıkmasını beklemiyordum zaten.

Annem; herkesle denge kurmaya çalışan, pek sinirlenmeyen biri olmasına rağmen benim sigara içtiğimi öğrendiğinde amına kodumun çocuğu diye okkalı bir küfür savurduğunu hatırlıyorum. Babama gelince annemin dinginliğine karşın bir o kadar kabarık bir sinire sahipti; saman alevi derler ya. Ne çok kavga etmiştim evin bütün fertleriyle babamla, ağbimle, kardeşimle, annemle. Ve evet bir de ağbim mevcuttu. 

Ağbim; bu adamı neden sevdiğimi bilmiyordum. Sigara ve içkiden başka bir uzmanlık alanı olmadığını sanıyordum üç yıl öncesine kadar; yanılmışım. Yanıldığımı tam üç yıl sonra idrak edebilmiştim. Neşe'nin öldüğü gün ben de vardım cenazesinde, ağbimle büyük bir aşk yaşadıklarını ağbim hiçbir bok anlatmasa bile anlıyordum. Neşe'nin onunla ilgili her sözünde çatlak, tamamlanmamış bir şeyler vardı, o çatlak ağbimin ta kendisiydi. O gün cenazesinde gözünden tek bir damla yaş gelmemişti ağbimin, kimseyle konuşmamıştı, yüzünün ifadesi bile değişmemişti. Tanımasaydım at sanırdım ağbimi. Ayaktaydı, ama ölmüştü. 

Dayım; normal şartlar altında bu herife değinmek istemezdim ama çok fırlama bi herif hakkını vermek istedim. Arada misafirliğe gidildiğinde benim de katıldığım nadir insanlardandı o, eşini hiç sevmezdim ama güzel pasta yapardı. Ne zaman dayım olacak adamı ve eşini ziyarete gitsek dayım sabah suyu ısıt minvalinde espriler yapardı ve nedense hep gülerdik ailecek, gerçi hala gülüyoruz. 

Belki eriyip giden bir yeri var kafamın henüz keşfedemedim orayı. Neden bunları anlattığımı bilmiyorum, bunlar gerçek mi bilmiyorum. Ama inanmanızı da istemiyorum, sadece eğlenin.

''İyi bir çocuk olursanız belki şirinleri bile görebilirsiniz.''

Gargamel'in tek sorunu, sevgisizlikti.